Özet: Osmanlı Devleti'nin güçlü olduğu dönemlerde hediye niyetiyle verdiği kapitülasyonlar, devletin ilerleyen zamanlarda güç kaybederek beline yük olan ve son olarak devleti yarı sömürge hâline getiren bu kapitülasyonların İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından kaldırılması ele alınmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Kapitülasyon, boykot, imtiyaz, yarı sömürge, cemiyet
GİRİŞ
Kapitülasyon kavramı, Reşat Ekrem Koçu'nun tanımına göre dar anlamıyla; "Osmanlı İmparatorluğu'nun memleketlerinde daimî surette yahut muvakkat olarak oturan Hristiyan devletleri tebaasına bahşolunan müsaadeler ve imtiyazları ihtiva eden ve Osmanlı Devleti'nin en şevketli ve kudretli bulunduğu bir zamanda Bâbıâli'nin rıza ve muvafakatı ile akdolunan muahedeler" anlamındaydı.
Mahmut Esat Bozkurt, 1918 yılında İsviçre'de yaptığı doktora tezinde kapitülasyonların tek taraflı kaldırılabileceğini kanıtlamış ve bunu kabul ettirmişti. İmparatorluğun kudretli olduğu dönemlerde verdiği imtiyazlar aslında devlet zayıf durumda olduğu için değil, yardım dolayısıyla verilmişti. Ancak İmparatorluk güç kaybettikçe bu durum artık devletin belini bükmeye başlıyordu. Kapitülasyonların ilk kaldırılma çalışmaları Tanzimat Dönemi'ne dayanır. İmtiyazların bu denli ilerlemesi, Osmanlı İmparatorluğu'nu yarı sömürge hâline getirmişti. Örneğin postanelerin kontrolü, boğazlardan serbest geçiş, yabancı okullar, dil kullanımı, yabancı mahkemeler, gümrüklerin ele geçirilmesi gibi örnekler verebiliriz. Aslında genel anlamda kendi devletimizde hareket etmek için izin almamız gerekiyordu. Devleti saran ahtapotun pençelerini üzerlerinden çekmek için ilk önce kanun ve yasaların kullanılması denendi. Her gelen kabine kaldırmak için çalışmalar yaptı. Ayrıca 1838 tarihinde yapılan Balta Limanı Ticaret Antlaşması ile İngiliz tüccarlarına "en ziyade müsaadeye mazhar millet" işlemi uygulanırken diğer devletlerin isteği üzerine aynı ayrıcalıklar Fransa (1838), Lübeck, Bremen, Hamburg Hansa şehirleri, Sardunya (1839), İsveç, Norveç, İspanya, Felemenk, Prusya (1840), Danimarka ve Toskana (1841) devletlerine de tanınmıştı.
Osmanlı İmparatorluğu tam olarak şeytanın eline düşmüştü. Devlet kalebent hayatı yaşamaya başlamıştı. Kapitülasyonları kaldırma çalışmaları Kırım Savaşı'ndan sonra cemiyetin ekonomi politikaları doğrultusunda hız kazandı. İmparatorluğun ekonomi anlamında kapitülasyon örneği Osmanlı Bankası ve Düyûn-ı Umûmiye'dir. Hatta Mahmut Esat Bozkurt'un Atatürk İhtilali kitabında, miting esnasında gayrimüslim bir mebusun "Osmanlı Bankası ne kadar Osmanlıysa ben de o kadar Osmanlıyım." dediğini söyler. Cemiyet, eline geçen her fırsatı değerlendirmeye çalıştı. Örneğin Avusturya-Macaristan'ın Bosna-Hersek'i ilhakı sebebiyle yapılan ekonomik boykot, görülmemiş bir olaydır. İttihat ve Terakki tarafından örgütlenen ve halkın da desteğiyle uygulanan boykotun Avusturya'ya zarar vermesiyle, önceleri "boykot bitmeden anlaşmayacağını" söyleyen Avusturya-Macaristan Dışişleri Bakanı Aehrenthal, sonunda 26 Şubat 1909 Protokolü'ne razı oldu.
Bosna'nın ilhakı sonrası başka bir sorun daha ortaya çıkmıştı: İtalya'nın 1911 yılında Trablusgarp'ı işgali. Yapılan boykotun bir benzeri de İtalyan mallarına uygulandı. Kapitülasyonlar nedeniyle İtalyan mallarının ülkeye girişini önleyemeyen Osmanlı, gümrük vergilerini %100 artırma yoluna gitti. Hükümet, Avusturya'dan tecrübeli olduğu için İtalya'ya kapitülasyonların kalktığını belirtmiş ve 15 Ekim 1912'de Lozan (Uşi) Antlaşması'yla da bu yönde maddeler koydurdu. Ayrıca kapitülasyonların kaldırılmasıyla ülkede o gün bayram ilan edildi. Halk, meşrutiyet ilanından ayrı olarak sokağa döküldü.
Osmanlı İmparatorluğu, kapitülasyonlara karşı oldukça sert ve netti. Rus elçisi Giers'in İttihatçı Halil Menteşe'ye neden katı olduklarını sorduğunda Halil Bey şu cevabı vermişti: "Sefir hazretleri, unutmayınız ki bir ihtilal partisiyiz. Sultan Hamid'den hürriyetimizi aldık. Kapitülasyonları kaldırarak istiklalimizi de almak bizim gayemizdir. Yeni kapitülasyon asla. Filvaki çok kuvvetlisiniz. Memleketimizi istila edebilirsiniz. Son kurşuna kadar dövüşürüz ama yeni kapitülasyon asla."
KALDIRILMA KARARININ ALINMASI
Hüseyin Cahit Yalçın tarafından yazılan ve 9 Eylül 1914 tarihinde alınan karar şöyledir:
"Memalik-i Osmaniye'de mukim tebaayı ecnebiye hakkında dahi hukuk-u umumiye-i düvel ahkâmı dairesinde muamele olunmak üzere, elyevm cari mali ve iktisadi ve adli 'kapitülasyon' namı altındaki bilcümle müsaadat ve hukukun fımabad ref ve ilgası Meclis-i Vükela kararıyla tensib olunmuştur."
Bundan sonra kapitülasyonların Türkiye tarafından kaldırıldığı dönem başlıyordu. Bu karar, basında millî bayramımız olarak geçti. Dil anlamında da imtiyazlar verilmişti. Hatta o kadar ki paraların üzerinde bile Fransızca yazılar vardı. Alınan en önemli karar ise hukuki alanda oldu. Bütün mahkemelerin tek çatı altında toplanması amaçlandı. Hem şer'î hem konsolosluk hem de gayrimüslim mahkemeleri kaldırılıp tek adlî erk oluşturulması için çalışıldı. Gazetelerde Meşihat makamının kötülüğünden bahsedildi. Yalnızca Türkçe kullanımı için çalışmalar yapıldı. Günümüzde nasıl Arapça tabelalar Türk milletini rahatsız ediyorsa o zaman da aynı durum Fransızca tabelalar için geçerliydi. Birçok yerde tabelalar ve mahalle isimleri değiştirildi.
Diğer önemli konu ise postanelerin kapatılmasıdır. Çünkü bütün iletişimle ilgili meseleler postaneler üzerinden yürütülmekteydi. Postaneler "iletişim gümrüğü" hâline gelmişti. Gümrükler de Hristiyan devletlerinin elinde olduğu için alınan en önemli kararlardan biri de gümrüklerin kapatılması olmuştur. Postanelerin kapatılma kararına en çok karşı çıkan devlet Fransa olmuştur. Cavit Bey ile Fransız elçisinin münakaşaya varan görüşmelerinde, o da İngilizler gibi postanelerin kapitülasyonlarla ilgisinin olmadığını savunmaktaydı. 1 Ekim 1914 itibarıyla Galata ve Beyoğlu'ndaki posta binaları kapatılmış ve boşaltılmıştı. Halk da postaları göndermemesi için uyarılmıştı. Bundan dolayı Türk postanelerinin iş yükü üç katına çıkmıştı ve doğru orantılı olarak iş ihtiyacı da üç katına çıkmıştı. Bu durum hükümetin istihdam sağlamasına sebebiyet vermişti.
Osmanlı Devleti'ndeki yabancıların ticari kapitülasyonlarla elde ettikleri haklar dışında, din ve ayin serbestliği de bulunuyordu. Bundan dolayı misyonerlerin ülkeye girmelerine engel olunamamıştır. Hukuk ayrılığı sebebiyle de kendi dinî mahkemelerinde çoğunlukla gayrimüslimler haklı görülmüş ve gayrihukukî bir ortam oluşmuş, devlet bazı tavizler vermeye zorunlu kalmıştı.
SONUÇ
Kapitülasyonlar, Osmanlı Devleti'nin 1918 yılında I. Dünya Harbi'ni kaybetmesiyle süratle geri geldi. İttihat ve Terakki liderleri ya idam edildiler ya da sürgün edildiler. Ancak Türk milletinin son bir kurşunu daha vardır: İstiklal Mücadelesi. Bu büyük zaferle Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Lozan Antlaşması'yla kapitülasyonları resmen ve fiilen kaldırmıştır.
MELİH ATİK, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ-CERRAHPAŞA