Di̇li̇mi̇n Ucunda Türkçe
Buradasınız: Anasayfa / Hi̇zmetleri̇mi̇z
Dilimin Ucunda Türkçe
Dilimin Ucunda Türkçe

Dil, tarih ve kültürle ilgilenen herkesin kulağına en az bir kere çalınmış şu söz: “Dil kültürün taşıyıcısıdır.” Bu ifadeyi sıkça duyuyor ama ne demek olduğunu soruyor, sorguluyor muyuz? Kültür, bir toplumun maddi ve manevi birikimlerinin bütünüdür. Kültür alanında önemli çalışmalara imza atan antropolog Bozkurt Güvenç, kültürü oluşturan ögeleri şöyle sıralar: töreler, aile-akrabalık ilişkileri, bilim, sanat, felsefe, yerleşme şekilleri, üretim ve tüketim, din, devlet, hukuk, insan, dil ve iletişim, doğal çevre. Tüm bu unsurları, bütün gelişmeleriyle beraber nesiller boyu taşıyan ve aktaran canlı yapı da dildir.

Dilin taşıdığı kültürü atasözlerinde, deyimlerde, şiirlerde ve romanlarda görmek pekâlâ mümkündür. Peki, günlük konuşmalarımızda dile sinmiş kültürel izlerin ne kadar farkındayız? Küçük bir farkındalık oluşturmak adına bu soruya cevap niteliğinde bir örnek vereyim: Olumsuz bir cevap vermek istediğimizde başımızı, hatta bazen kaşlarımızı yukarı doğru kaldırırız. Eski Türkçede "yokaru" biçiminde kullanılan bu sözcük günümüze "yukarı" olarak ulaşmıştır. "Yukarı" ile "yok" arasındaki ilişki olumsuzluğu ifade ederken başı yukarı kaldırma hareketinde de kendisini hissettirir. Kelimelerden mimiklere kadar uzanan bu izler, kültür ile dil arasındaki güçlü etkileşimin dikkat çekici örneklerinden biridir.

Evlenen çiftlerin mutluluklarını paylaştıkları, evliliklerini kutladıkları törenlere düğün diyoruz. Düğün kelimesi Eski Türkçe “tüğ-” yani düğümlemek kökünden gelir. Çiftlerin birbirine sıkı sıkıya bağlandığını yani düğümlendiğini ifade etmek için kullanılan bu sözcük Türklerin Türkçede evliliğe verdiği değeri ziyadesiyle gösteriyor.

Mutfağımızın vazgeçilmezi ekmek, adını pişirilme şeklinden almış: Eski Türkçe “üt-“ (ateşte pişirmek, ateşe tutmak) kökünden gelen bu kelimenin evrimi ütmek, ötmek, etmek, epmek, ekmek şeklindedir. Şaşırtıcı olan şu ki kıyafetlerimizin kırışıklıklarını gidermekte kullandığımız ütü de ekmekle aynı kökten gelir. Böylece "üt-" fiili, hem mutfak kültürümüzün hem de günlük hayatımızdaki araç gereçlerin izlerini yüzyıllar boyunca dilimizde yaşatmış oluyor.

Evlerimiz, evlerimizi açıp en iyi şekilde ağırladığımız misafirlerimiz, külüne muhtaç olduğumuz komşularımız… bu üçlüyü tek bir çatı altında birleştiren Türkçenin en eski fiillerinden biri: konmak. Eski Türkçe yerleşmek, yurt tutmak anlamına gelen konmak fiilinden türeyen konak büyük ev anlamına geliyor. Bunun yanında yolculuk halindekilerin dinlenmek için durduğu, yani konduğu yer manasına da gelmektedir. Günümüzde dilimize Arapçadan geçmiş misafir sözcüğü daha yaygın kullanılsa da söz konusu kelimenin Türkçe karşılığı olan konuk da konmak fiilinden türemiştir. Evlerimize konan, bir müddet evlerimizde konakladıktan sonra ayrılan kişilere yüzlerce yıl konuk diye hitap etmişiz. Komşu sözcüğü de benzer şekilde konmak fiilinin bir türevi olarak karşımıza çıkmaktadır: Aynı çevreye yerleştiğimiz, yan yana konakladığımız insanlardır. Evlerimiz ve evlerimizin çevresinde oluşturduğumuz yaşam şeklinin dilimize en iyi yansımalarından biri de hiç şüphe yok ki konmak fiilidir. Türklerin yerleşme, ağırlama ve birlikte yaşama kültürü konmak fiilinin türevlerinde varlığını sürdürmektedir.

Aldatmak ve aldanmak sözcüklerinin arasındaki ilişkiyi lohusa kadınların ciğerini söken, yeni doğan bebeklerin canını alan, gizlice ahırlara girip atların yelelerini ören al karısında bulabileceğinizi söylesem bana inanır mısınız? Bugün kullandığımız aldanmak ve aldatmak fiillerinin kökeninde yer alan al sözcüğü, eski Türkçede hile ve tuzak anlamlarına geliyordu. Kaşgarlı Mahmut, Divânu Lugâti't-Türk'te bu sözcüğe yer verip “avcı ne kadar al bilirse geyik o kadar yol bilir” atasözünü örnek gösterir. Aynı sözcük, lohusalara musallat olduğuna inanılan al karısının adında da yaşamayı sürdürmektedir. Halk arasında güçlü bir korku unsuru olan al karısı, yalnızca olağanüstü güçlere sahip bir figür değil; adıyla eski Türkçenin söz varlığını ve kültürel hafızasını günümüze taşıyan bir kültür taşıyıcısıdır.

Dil ile kültür arasındaki ilişki yukarıda verdiğim birkaç örnekle sınırlandırılamaz. Nitekim Türkçe’miz geçmişini unutmadan büyürken tıpkı bahar çiçekleri gibi canlılığını, renklerini korumaya devam ediyor.  Türk milleti olarak bizler de dilimizle var oluyoruz. Dilimizle düşünüyor, dilimizle hissediyor ve dünyayı dilimiz aracılığıyla anlamlandırıyoruz. Zihnimizin düşünce kapılarını dilimizle dışarıya açıyor, bebeklerimize okuduğumuz ninniden mutfağımızda pişen aşa kadar kültürümüzü dilimizde yaşatıyoruz. Farkında olsak da olmasak da Türkçenin taşıdığı bu büyük mirası her gün yeniden üretiyoruz.

- Bilge Artuğ Yıldız

Detaylı Bilgi İçin Bizi Arayın