iletisim@ibretyayingrubu.com.tr

Osmanlı'dan Günümüze Efeli̇k Kültürü
Buradasınız: Anasayfa / Hi̇zmetleri̇mi̇z
Osmanlı'dan Günümüze Efelik Kültürü
Osmanlı'dan Günümüze Efelik Kültürü

- SİZDEN GELENLER

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE EFELİK KÜLTÜRÜ

 

EFE NEDİR
Efe, cesur, mert, yiğit ve ağabey anlamına gelen Türkçe kökenli bir kelimedir. Tarihte ise Ege
Bölgesi'nde haksızlıklara karşı direnen silahlı grupların (zeybeklerin) liderlerine verilen unvanı
ifade eder. Aslında Efelik Ege Bölgesinde ortaya çıkan ve haksızlığın,zulmün karşısında duran
bir halk hareketidir.


EFE KİME DENİR
Efe; zulme,haksızlığa karşı duran namerde boy eğmeyen töresini yaşatan kişiye denir. Efe
hakkı koruyan doğrudan vazgeçmeyen namusu için can veren kişiye denir. Efelik kimi zaman
eşkıyalık kimi zaman ise bir halk hareketi olarak görülmüştür aslında efelik günümüzdeki
kabadayılık kelimesinin tabiridir efeler bölge halkını korur ve sahip çıkardı efeler bulunduğu
bölgedeki halkı korumak ile sorumlulardı mesela bölgede halka zulüm oluyor ve haraç
kesiyorlar efeler buna müdahale eder ve halkı korurlardı efeler ağırbaşlı namuslu insanlardır
o yüzden efelik efendiliktir derler.
“Efe” kelimesi Ege Bölgesi köylüleri tarafından halen “ağabey” anlamında kullanılmaktadır.
örnek birinin ağabeyi aranırsa “Efen evde yok mu?” diye sorulur. Efe kelimesinin güçlü
kuvvetli, kabadayı anlamı da vardır. Gerektiğinde kavga çıkaracak tavırla cesurca bir olayın
üzerine giden kişiye “Efelenmeye başladı” denir. Bu gibi davranışlar da “efemsi” hareketler
olarak görülür.


EFELİĞİN BAŞLANGICI
Efeliğin başlangıcı aslında 13. – 14. Yüzyıla kadar uzanmaktadır. Efelik Anadolu Selçuklu
Devleti ve sonrasındaki Batı Anadolu Beylikleri Aydınoğulları,Menteşeoğulları,Saruhanoğulları
dönemine kadar uzandığı tahmin edilir. Bilinen ise Celali İsyanlarıdır Osmanlı’da tımar sistemi
bozulunca ve ağır vergiler taşralardaki otorite bozukluğu halkı çaresiz bıraktı bu sebeple işsiz
kalan askerler dağlara kaçtı. Tarihsel kayıtlarda ise 1590’larda Aydın civarında Cennetoğlu gibi
fügürler zeybek,efe tarzı örgütlenmelerin başlangıcı sayılır. Bir süre sonra bu kişilere “Efe”
unvanı verilmeye başlandı. Osmanlı İmparatorluğunda 19. yüzyılda yetişmiş, Türk devlet ve
bilim adamı, aynı zamanda da hukukçu, şair ve tarihçi Ahmet Cevdet Paşa’nın; ”Zeybek
bahadırları dağlarda, taşlarda keklik gibi seğirtirlerdi. Tüfekleri hep nev-icad şeşhane idi.
Zeybekler mehalik ve muhatarattan (tehlikeden, zarar ve ziyandan) sakınmaz, yorulmaz ve
usanmaz şuhu u şen sanki askerlik için yaratılmış bir kavim. Doğrusu insanın güzel bir soyu.”
dediği zeybeklerden olan Atçalı Kel Mehmet Efe, tarihçi Çağatay Uluçay’ın ifade ettiği gibi;
”fakir bir zeybektir… Genç yaşında dağa çıkmış, daha sonra bir ihtilalin lideri olmuştur. Halk,
Kel Mehmed’i, ileri sürdüğü fikirleri, samimi, ciddi ve adil buldu, onun etrafında toplanı verdi.
Aydın’a bir Vali gibi yerleşen Kel Memed, eski düzeni kökünden yıktı, kötü idareciler ve
ayanlar bulundukları yerlerden kaçtılar. Bu ihtilalde onunla aynı hizada yürüyenler, zeybekler,
Yörükler, şehrin esnaflarıyla alt tabakadan olan halktı.” Ege Bölgesi Dağlarında 1850’li yıllarda
zeybeklik yapan İslamoğlu Mustafa Efe, zeybekliğe başladığında kızanlarına ve köylülere diyor
ki;
”Biz dağa çıktık, neden? Bütün memleketi beş, on derebeyi ele almış, ırz, namus tehlikeye
düşmüştür. Halkı, padişah adına haraca kesiyorlar. Vergiyi onlar toplar. Ne yaptıklarını kimse
bilmez. Muharebe olur. Onlar eşraftır diye ötekiler ulemadır diye gitmezler! Giden, ölen hep
zavallı ahalidir. Yeniçerileri kaldırdılar. Başka yeniçeriler meydana çıktı. Onlar baklava, börek
yer. Halk kuru ekmek. Hangi padişah tahta çıksa, hep o eşraf makulesi ona döner. Saraya
hediyeler yollanır. Hâkim de kadı da onlara köledir. Balık baştan kokar, anladınız mı efeler?
Baştakiler ziftlendikçe, sedirlerinde geviş getirdikçe, halkı soydukça ve kendi adamlarını
kayırdıkça, bu memleket adam olmaz ağalar!”


OSMANLI’DA EFELİK
1829 Atçalı Kel Mehmet Efe İsyanı: Efelik tarihinin en büyük siyasi ve askeri kırılma noktasıdır.
Aydın yöresindeki yerel yöneticilerin ağır vergilerine karşı isyan eden Atçalı Kel Mehmet Efe,
binlerce silahlı zeybek ile beraber Aydın ve Nazilli’yi ele geçirdi. Bölgede geçici bir yönetim
kurdu, vergi sistemini yeniden düzenledi ve adına mühür bastırdı. İsyan, II. Mahmud'un
gönderdiği düzenli Osmanlı ordusu tarafından bastırıldı ve Atçalı öldürüldü.
II. Abdülhamid dönemi devlet kayıtlarına göre, ordu askeri açıdan sıkışınca dağlardaki efeler
için genel af ilan edildi. Af kapsamındaki efelerden resmi "Zeybek Süvari Alayları" kuruldu ve
bu milis güçler Rus cephesine gönderilerek resmi ordu bünyesinde savaştı.
1911 (Çakırcalı Mehmet Efe'nin Ölümü): Osmanlı'nın son döneminde dağlarda 15 yıl boyunca
takip müfrezelerine karşı direnen ve adeta paralel bir otorite kuran Çakırcalı Mehmet Efe,
Nazilli yakınlarındaki Karıncalı Dağı'nda Osmanlı jandarması ile girdiği çatışmada vurularak
öldürüldü.
Osmanlı Döneminde yöneticilerin halka dayattığı baskı,ağır vergiler ve Osmanlı’nın Yörükleri
yerleşik hayata zorlaması halkın dağa çıkarak baş kaldırmasına sebep olmuştur. Yöneticiler
devlet otoritesi dolayısıyla efeleri tehdit olarak görmüş ve baskılamaya çalışmıştır ayrıca Bolu
beyleri gibi yöneticiler halkı kızdırmış ve efelerin onlarla savaşmasına sebep olmuştur efeler
bu süreçte devlete asla düşman olmamış ve devleti bölmeye kalkışmamıştır.


BİLİNEN EFELER


YÖRÜK ALİ EFE
Aydın'ın Sultanhisar ilçesi Kavaklı Köyü'nde 1895'te dünyaya gelen Yörük Ali Efe, 19 yaşında
Aydın dağlarındaki gruba katıldı ve kısa süre içerisinde tüm zeybeklerin güvenini ve sevgisini
kazandı.
Alanyalı Molla Ahmet Efendi'nin hayatını kaybetmesinin ardından grubun başına geçen Yörük
Ali, ezilenlerin, mağdur edilenlerin, güçsüzlerin yanında oldu, halk tarafından destek gördü.
Düşman işgaline uğrayan İzmir, Aydın ve Nazilli'nin kurtarılması için Milli Mücadelede yer alan
Yörük Ali Efe, arkadaşlarıyla birlikte Sultanhisar ilçesinde Malgaç demiryolu köprüsü yanındaki
güçlü ve tam teçhizatlı düşman karakoluna baskın yaptı.
16 Haziran 1919'da Batı ve Güney Anadolu'da düzenli, bilinçli ve milli şuurla düşmana yapılan
ilk baskını gerçekleştiren Yörük Ali Efe ve arkadaşları, düşmanı bozguna uğrattı, karakolu
tümüyle imha etti.
Yaptığı baskınlarla düşmana büyük zayiatlar verdiren Yörük Ali Efe, düzenli ordunun kurulması
üzerine emrindeki savaş deneyimi çok iyi olan büyük bir grubu orduyla bütünleştirdi. Kendisi
de Milli Aydın Cephesi Komutanı olarak savaş sona erene kadar vatani görevini sürdürdü.
Milli mücadeledeki başarılarından dolayı TBMM tarafından İstiklal Madalyası verilen ve
Cumhuriyet döneminde Yörük soyadını alan Ali Efe, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra bir süre
İzmir'de yaşadı.
İzmir'de 1951'de geçirdiği tramvay kazasında bacaklarına kaybeden Yörük Ali Efe, tedavi için
gittiği Bursa'da hayatını kaybetti.


DEMİRCİ MEHMET EFE
1883 tarihinde Nazilli’nin Pirlibey köyünde Demirci Süleyman Efendi ve Ayşe Hanım’ın en
büyük çocukları olarak dünyaya gelmiştir. Medrese hayatını tamamlayamadığı için okumayı
bildiği halde, yazmayı bilmemektedir. Babası kendi sanatı olan demirciliğe başlatmak
istediysede bunda başarılı olamamıştır. Ava meraklı olan Mehmet çocukluk ve gençlik
dönemlerinin çoğunu av yaparak geçirmiştir. Babasının demircilikle uğraşması ve bu isimle
tanınması nedeniyle halk arasında “Demirci” lakabıyla bilinmiştir. Demirci Mehmet Efe’nin
İzmir’de 17. Kolordu’ya bağlı 5. Depo Alayı’nda askerliğini yaptığı sırada komutanı olan bir
Ermeni Yüzbaşı’dan dayak yemesi sonrası firar ederek çetecilik hayatına adım atmıştır.
Demirci Mehmet Efe, askerlik yaptığı dönemde Nazilli’de bir meyhanede bir kavgaya
karışmıştır. İlk cinayetini de bu dönemde işlemiş ve firar etmiştir. 6 ay kadar da müezzinlik
yapmış, en sonunda da Ödemişli “Gökdeli” isimli bir çete reisinin emrine girerek Milli
Mücadele yılarına kadar sürecek olan kesintisiz çetecilik hayatına başlamıştır.
Demirci Mehmet Çakırcalı ve Yanık Efe’nin kızanları arasında da bulunmuş zekası, cesareti ve
gözü pekliği sayesinde çete içinde konumunu yükselterek kızanlıktan efeliğe kadar
yükselmiştir. Güvenlik ve asayiş’in bozulduğu I. Dünya savaşı ve mütareke yıllarında, Aydın,
Ödemiş, Denizli dağlarında kendi zeybek çetesi ile gerçekleştirdiği eylemlerle hükümet
güçlerine zor anlar yaşatmış olan Demirci Mehmet Efe Tavas baskını ile tanınmıştır. Bu süre
boyunca kalabalık çetesiyle dağlarda eşkıyalık yaparken sık sık bölgenin diğer Rum eşkıya
çeteleriyle de mücadele içinde olmuştur. Yörük Ali Efe'nin mezarı, bir dönem karargah olarak
da kullandığı Aydın'ın Yenipazar ilçesinde bulunuyor.


ÇAKIRCALI MEHMET EFE
1872 yılında İzmir – Ödemiş’in Ayasuluğ köyünde dünyaya geldi. Annesi Hatice, babası eski
Zeybeklerden Çakırcalı Ahmet Efedir. Baba – oğul her iki zeybeğin de kullandıkları “Çakırcalı”
lakabının, birtakım kaynaklarda mensup oldukları bir Yörük aşiretinden gelme olduğu
belirtiliyorsa da yapılan araştırmalar sonucu bunun oldukça düşük bir olasılık olduğu ortaya
çıkmaktadır. Çakırcalı’nın torunu Salih Çakırca ile yapılan bir söyleşide dedelerinin Afyon’un
Dazkırı taraflarından geldiklerini belirtmiştir. Evliya Çelebi de 1082’de (1671) Kütahya’yı
anlatırken Afyon taraflarında “Çakırca” diye bir kazanın varlığından bahseder. Bir cinayet
işleyerek kaçıp Ödemiş – Ayasuluk’a yerleşen Çakırcalı Mehmet Efe’nin dedesi Kara Mahmut,
büyük bir ihtimalle Evliya Çelebi’nin de adını belirttiği Afyon taraflarındaki Çakırca kazasından
göçmüştür ve oğlu Ahmet Efe olsun, torunu Mehmet Efe olsun her ikisinin de “Çakırcalı”
lakabını bu kazadan alma olasılıkları oldukça yüksektir.
Babası eşkıyalığı bırakmış, düze inmiş, kendi halinde bir köylü olarak yaşarken bu durumdaki
eski Zeybeklerin yeniden dağa çıkmalarını önlemek amacıyla verilen gizlice öldürülmeleriyle
ilgili bir emir doğrultusunda zaptiye çavuşu Boşnak Hasan tarafından öldürülür.


Şair Eşref’in hakkında yazdığı şiir:
Biz Tevarihte emsalini çok gördük
Eden elbette bulur ettini çok gitmez
Eşkıya seyf-, hüdadan serini kurtaramaz
Çünkü affetse hükümet, Çakıcı affetmez


Çakırcalı Mehmet Efe Osmanlı tarihinin, belki de dünyanın en büyük eşkıyalarından biridir. 15
yıllık eşkıyalığı boyunca 1081 kişiyi öldürdüğü rivayet edilmiştir. Öldürdüğü kişilerin (kafasını
veya diğer çeşitli uzuvlarını kesmek, diri diri yakmak... gibi) öldürülüş biçimlerinden dolayı
acımasızlığıyla da ün saldı. Bu acımasızlığından dolayı halk arasında seveni olduğu gibi
sevmeyeni, düşmanı da vardı. Hatta kendisine, halk tarafından “Kargış” niteliğinden türküler
dahi yakıldı.


ATÇALI KEL MEHMET EFE
Aydın’ın Sultanhisar ilçesine bağlı bir bucak olan Atça’da, Atça’lı Hasan Ağa adındaki yoksul bir
köylünün oğlu olarak dünyaya geldi. Çok küçükken geçirdiği bir rahatsızlık sonucu veya büyük
bir ihtimalle doğuştan başının kel olması nedeniyle “Kel” lakabı takılmıştır. Çiftliklerde ırgatlık
yaparak yaşamını sürdürmekteyken Atça’nın varlıklı kişilerinden olan Şerif Hüseyin’in kızı
Fatma’ya sevdalanır. Kızı istediklerinde de büyük bir hakaretle karşılaşıp üstüne üstlük de
ağanın adamları tarafından dövülünce birçok kişiyi yaralayarak dağa çıkar. Devletle veya
çevredeki varlıklı kişilerle çeşitli sorunları olan birçok kişide yanına katılır. Zamanla Aydın ve
çevresinde “Atçalı Kel Mehmet Efe” adıyla nam salar. Bu arada sevdiği kızın babası, kızını bir
başkasıyla evlendirmek istediğinde damat adayını dağa kaldırarak yüklü fidye alır ve kızın
evlenmesini önler. Bunun yanı sıra kızını vermemekle ve kendisine düşman olmakla birlikte
sevdiği kızın babasını düştüğü hapisten kaçırır. Yönetim güçleriyle girdiği birçok çatışmadan
sağ salim kurtarmayı başarır. Aydın bölgesinde vali ve diğer devlet ileri gelenlerinin
baskısından bıkan köylülerden de destek görerek gücünü her geçen gün artırır.
1829’da Aydın devlet güçleri tarafından geri alındı. Nazilli taraflarına kaçan Efe, Nazilli’nin
Tepecik köyünde devlet güçleriyle girdiği bir çatışma sonucu 10 Haziran 1830’da yakalanarak
öldürüldü. Turnalı Ali ve Palabıyıkoğlu adındaki adamları ile birlikte başı kesilerek İstanbul’a
gönderildi.


''Kel Mehmed fakir bir zeybektir.
Genç yaşında dağa çıkmış,
daha sonra bir ihtilalin lideri olmuştur.
Halk,Kel Mehmed'i,ileri sürdüğü fikirleri,samimi,ciddi
ve adil buldu,onun etrafında toplanıverdi.
Aydın'a bir Vali gibi yerleşen Kel Memed,
eski düzeni kökünden yıktı,kötü idareciler
ve ayanlar bulundukları yerlerden kaçtılar.
Bu ihtilalde onunla aynı hizada yürüyenler,
zeybekler,yörükler,şehrin esnaflarıyla
alt tabakadan olan halktı.''


Tarihçi Çağatay Uluçay..


MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE EFELİK
Efeler Milli Mücadele Dönemin’de oldukça büyük bir başarı göstermiştir Kuvayı Milliye
Birliklerine katılarak Anadolu’nun kurtulmasını sağlamış ve büyük bir başarı göstermiştir.
15 Mayıs 1919: İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgal edilmesi ve işgalin iç kesimlere doğru
ilerlemesi üzerine, o dönem dağlarda kaçak olarak yaşayan efeler (Yörük Ali Efe, Demirci
Mehmet Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe vb.) yerel halk ve subaylarla irtibata geçti.
16 Haziran 1919 (Malgaç Baskını): Yörük Ali Efe ve müfrezesi, Sultanhisar yakınlarındaki
Malgaç demiryolu köprüsü yanında bulunan Yunan karakoluna ve mühimmat deposuna
baskın düzenledi. Bu baskın, Batı Anadolu’da işgalci güçlere karşı gerçekleştirilen ilk organize,
planlı ve başarılı Kuva-yi Milliye eylemi olarak tarihe geçti ve bölgedeki direnişin fitilini
ateşledi.
Aydın Muharebeleri: Albay Şefik (Aker) Bey komutasındaki 57. Tümen kalıntıları ile Yörük Ali
Efe ve Demirci Mehmet Efe müfrezeleri birleşti. Düzenli askeri taktikler ile zeybeklerin gerilla
taktiklerinin birleşmesi sonucu, Yunan ordusu geri çekilmek zorunda kaldı ve Aydın şehri
işgalden kurtarıldı. Efelerin askeri başarıları üzerine, direnişi örgütleyen subaylar onlara resmi
unvanlar verdi. Yörük Ali Efe, Aydın Cephesi Komutanı; Demirci Mehmet Efe ise Nazilli
Cephesi Komutanı ilan edildi.
Zaman Kazanılması: Sivas ve Erzurum Kongreleri toplanırken, Ankara'da TBMM açılma
hazırlıkları yaparken; efeler Batı Anadolu’da Yunan ilerleyişini yavaşlatarak düzenli ordunun
kurulması için önemli bir görev taşıyarak yaklaşık 1,5 yıllık bir zaman kazandırdılar. TBMM
hükümeti ve Batı Cephesi Komutanlığı (İsmet Paşa), dağınık milis güçleriyle (Kuva-yi Milliye)
Yunan ordusunun tamamen durdurulamayacağını görerek düzenli orduya geçiş kararı aldı.
İstiklal Madalyası: Büyük Taarruz ve İzmir'in kurtuluşunun ardından, Milli Mücadele'ye askeri
güç sağlayan efelere TBMM tarafından Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası verildi.


GÜNÜMÜZDE EFELİK
Maalesef efelik günümüzde sadece bir kültür olarak kaldı arkasından türküler yakılan şiirler
yazılan bir efsane olarak kaldı o ruhu elimizden geldiği kadar yaşatmamız gerekir o yiğitlik
ruhu, Selçuklu’yu, Aydınoğulları’nı, Osmanlı’yı koruyup, işgal günlerinde de vatanı kurtarmış
bir ruhtur. Bu sebeple her çağda bize lazım olan bir ruhtur… Bugün 2026 yılı itibari ile
zeybeklik geleneği her ne kadar kültürel, sanatsal ve folklorik olarak yaşatılıyor olsa da; Türk
evlatlarının karşılaştıkları her hangi bir haksızlık karşısında ”bir dakika” dedikleri an, ”Efelik
Ruhlarının” harekete geçtiği andır…
Bugün bu ruhu yaşatmak için silah kuşanıp, dağa çıkıp zeybeklik yapacak halimiz yok.
Bulunduğumuz yeri bir yiğitlik ocağı, bir dergâh, bir karargâh olarak düşünüp, devlet ve millet
menfaati için bir şeyler yapmak gerekir. Çünkü zor günler yaşıyoruz. Kuvvetle muhtemeldir ki
ilerleyen günlerde de daha zor günlerden geçeceğiz. Öyle ise bizden sonrakilerin daha az
zorlukla karşılaşmaları için bugün mücadele etmemiz gerek. Tıpkı bizden önceki atalarımızın
bizi düşündükleri gibi bizler de bizden sonrakileri düşünmeliyiz.


Günümüzde yaşayan ve o kültürü yaşatan efelere selam olsun.

Pusuladan şaşmayan Efelere selam olsun!!!

 

- Muhammet Oğuz Dündar

Detaylı Bilgi İçin Bizi Arayın