Bugün töre kelimesi dudaklardan çıktığında tüy ürpertici bir etkiye sahip olabiliyor. Bunun temelinde, töre adı altında meşrulaştırılan çeşitli uygulamalar, ritüeller ve bunların da ötesinde şiddet içeren davranışlar, hatta cinayetler var diyebiliriz. Böyle dediğimiz takdirde, büyük bir yanlış anlaşılmaya kurban giden ve aslen bizim için pek kıymetli olan töre kavramını karalamaktan başka bir şey yapmış olmayız. Az önce sıralamış olduğumuz tüm bu olumsuz durumlar, çoğu zaman gelenek–görenek dairesi sınırları içerisinde uygulanmaktadır. Töre, gelenek ve görenek; bunların her biri hiyerarşik bir düzenin parçasıdır. Bu piramidin en tepesinde töre oturur; lakin bu, toplumda gerçekleşen her olay ve durumdan törenin sorumlu olduğu anlamına gelmez. Her nasıl ki yasalarla, kanunlarla dolu bir yazılı hukukumuz varsa; gelenek, görenek ve toplumsal normlarla dolu bir sözlü hukukumuz da vardır. Biz bu sözlü hukuku töre olarak adlandırırız. Sözlü hukuk ve yazılı hukuk birbirini tamamlar ve paralel olarak ilerler. Özetle töre, sosyal hayatı düzenleyen, toplumu şekillendiren birtakım ilke ve kurallardan oluşur. En temel hâliyle sizlere tek bir cümlede açıklamaya çalıştım; lakin yazının başında da dediğim gibi, bizler için anlamı pek büyük olan bu kavramı bir çerçeveye sokmak yahut bir sınır çizmek mümkün değildir. Gerçek manasından bihaber olduğumuz bu kavram, bugün maalesef herkes için aynı önemi teşkil etmemektedir. Toplumun bir kesimi hayatını töre sandıkları gelenek–göreneklere bağlarken, bir kesimi ise kendi kafalarındaki doğrular ışığında ilerlemektedir. İki taraf da benim yolumun yolcusu değil…
Türkler için kutsallık atfedilebilecek eserlerden biri de Kutadgu Bilig’dir. Kutlu bilgi ya da mutluluk veren bilgi olarak çevirisini yapabiliriz. Kut ise en basit tanımıyla Tanrı’nın kişiye bahşettiği güç, yetki ve armağandır. Kuta kavuşan kişi, beraberinde mutluluğa da sahip olur. Peki, töre ve kut arasında sizce nasıl bir bağlantı olabilir? Bu eser, bu soruya oldukça detaylı bir cevap verir. Eser; töre, kut, akıl ve akıbet kavramlarının kişiselleştirilerek hikâyeleştirilmesinden oluşmuştur. Eserde töre, hakan olan Kün Togdı’yı temsil ederken; kut ise Kün Togdı’nın en yakınlarından olan veziri Ay Toldı’yı temsil eder. Yazının konusunun dışına çıkmamak adına detaylara çok girmeden sözün özüne gelelim. Töre ve kut kavramı birbirinden ayrı düşünülemez ve birbirini tamamlar niteliktedir. Törenin uygulanmadığı yere kut girmez; varsa da kaçar. Eserde töre, sadece toplumu ve sosyal hayatı düzenleyen bir kavramdan ziyade, insanlığı ilgilendiren ilahi bir nizamın yeryüzünde işlemesi gibi hissettirilmiştir. Bu hissiyata dayanarak, ilahi nizama uymayan kişi, toplum ve hükümdarların Tanrı’nın yardımından mahrum kaldığını söyleyebiliriz. Kut, sadece Türk devlet anlayışının çekirdeği değil, aynı zamanda bütün insanlığın ulaşmak istediği bir noktadır. Bu noktaya giden yollar ise törenin uygulanmasından geçer. Az önce eserden hareketle, törenin insanlığı kapsayan ilahi bir nizam olduğu söylenmişti. Bu ilahi nizamı en iyi sürdüren ve dünya üzerinde en iyi temsil eden milletin Türkler olması hasebiyle, Türk Töresi dediğimiz bir başka kavramın ortaya çıkmış olabileceği fikri üzerinde düşünülmelidir.
Türklerin hayatlarını ve dünya görüşlerini doğrudan etkileyip düzenleyen ve toplumun bu denli merkezinde olan töre, ne oldu da bugün böylesine içi boşaltılmış, üstü karalanmış, korkulan ve kaçılan bir kavram hâline geldi? Uzun uzun kafa yormamız gereken meselelerin başında geldiğine inanıyorum. Bugünlerde Türk gençleri arasında yükselişte olan öze dönüş mefkûresinde, törenin yerini ve etkisini küçümsememek gerekir. Zira biz özümüze dönmeyi amaçlıyorsak, bunu her şeyden önce töre ile başlatmalıyız. Töre demek; Türk gibi düşünmek, Türk gibi yaşamak ve Türk gibi konuşmaktır. Çürümeye devam eden bir devrin içinde Türk’e yaraşır yaşamak, ancak ruhu Türk olanlara has bir başarıdır. Türklüğü yüceltme davasına gönül vermiş kişilere sorarım: Töre bugün hayatınızın neresinde duruyor?
- Zehra Altıntaş
Yararlanılan Eser
Sait Başer, Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre, Post, İstanbul, 2025